Jengacı Aziz !


————

Yıllar önce Aziz Yıldırım Fenerbahçe’nin başına geldiğinde, bir hedefi vardı;

Fenerbahçe’yi Jenga’nın en kritik yerine koyup , her istediğini rahatça yapabilmek “

Böylece Fenerbahçe üzerinden yapacağı her türlü illegal çalışmasını hem Fenerbahçe’yi hem de kendini sağlama alarak ayrıca yanına destekçi alarak yapabilecekti…

Fenerbahçe’yi istediği yere yerleştirmesi aslında zaman yayacağı bir çalışmaydı…

Çünkü ; Hem Türk Futbolu camiasından hem de destekçi olarak düşündüğü organlardan alacağı tepkiyi bilemiyordu…

Belki de ret cevabı alabilirdi.. Böylece ortada kalabilir, suçlu duruma düşebilirdi…

Ancak Galatasaray’ın 2000 deki UEFA kupası hem de 2001 deki Şampiyonlar Liginde Çeyrek Final oynaması her şeyi berbat etti…

Biran önce proje hayata geçmeliydi…Bekleyecek zaman yoktu…Galatasaray her an bayrağı alıp farkı açabilirdi…Hemen projesini destekçi olarak gördükleriyle paylaştı ve desteğini aldı…

İşin içinde “Daha çok para kazanmak , hem de çok” şeklinde bir hedef olunca , aslında kendi de biliyordu tüm kapıların açılacağını ve destekçi bulacağını…

Yanılmadı , beklentileri çıktı ve proje hayata geçti…Bundan sonra Türk Futbolunu Fenerbahçe üzerine inşa edecek, böylece her türlü illegal girişimini elini kolunu sallaya sallaya yapabilecekti…

Çünkü yakalandığında ; Fenerbahçe üzerine inşa edilmiş olan Türk Futbolunu yönetenler , Fenerbahçe ‘siz bir Türk Futbolundan korkacaklardı…

Fenerbahçe ’siz kalmasını, kanının son damlasına kadar önleyeceklerdi…

Jenga’nın en üstünde bulunanlar nedense 3 Temmuzdan bu yana en çok sesi çıkanlardı…Beşiktaş, Kayserispor, Sivasspor, Eskişehirspor gibi mesela…

Şimdi karar vakti; Bakalım bir anlamda Türk Futbolunun kaderini belirleyecek olanlar nasıl karar verecek…

“ Evet bu sistem ile Türk Futbolu asla gelişmez” diyerek temiz futbol isteyenlerin beklentilerini mi ,

Yoksa “ Böyle gelmiş böyle gider, hem bizim rant kapımızda kapanır “ diyenlerin mi ?

Yakında bunun cevabını göreceğiz…

Ya Jenga devrilecek ve sadece bu düzenden illegal beklensi olanlar yıkılacak,

Ya da Jenga’ya bir sihirli el değip, kurulu düzene devam edilecek…

Aslında 3. Bir ihtimal var ve olması gereken ;

Takım Olmak Zor Zanaatmiş-2


Ayrıca;

Malzeme ( Futbolcu ) + Sistem ( Futbolcuyu oynatacak düzen ) + Anlayış ve komutlar ( Düzeni kurup tüm bunları bir arada çalıştıracak hoca…) = Takım

Futbol bilgisayara benzer;

Donanım = Futbolcu
Yazılım = Sistem
Kullanıcı = Hoca

Bu üçü bir arada ve uyumlu olmalıdır… O zaman o PC den verim alırsınız.

Yani futboldaki gibi takım olursunuz…

Bu 3 öğenin tek başına hiç bir anlamı yoktur…

Takım Olmak Zor Zanaatmiş-1


—-
(02.10.2012 Galatasaray-Braga maçı sonu değerlendirmesi )

Hani maçlardan sonra tektek oyuncuları değerlendirir, şu şöyle bu böyle deriz ya….
Hiç gerek yok böyle birşeye…Bireysel değil sorun…Biz hala takım olamamışız…
Kimse kimsenin dilinden anlamıyor…

Elmander topu indiriyor, Burak toptan kaçıyor… Halbuki normalde Burak Elmanderi tanımalı ve oraya hareketlenmeli veya Elmanderde Burak’ı,ona göre atmalı…
Selçuk defans yapmaktan hatta Musleranın yanına gelip top almaktan hücuma katkı yapamadı…
Çünki defansta libero özellikli adam yok, top çıkaramıyoruz…
Ne yazıkki bizim sağ açığımız , sol açığımız , stoperlerimiz, sağ bek , sol bek ve golcülerimiz bunlar diyebileceğimiz bir takım yok karşımızda…
Her hafta farklı en az bir oyuncu kadroda… Bu şartlarda takım maç eksikliği yaşıyor…
Çünki beraber idman yapmakla maç oynamak aynı şey değil…

Takım; her bölgenin birbirine yardımlaşması ile olunur…

Yardımlaşma demek; Eboue’nin topu alıp ileri çıkması , sağ açık gibi oynaması değildir. Yada Selçuk’un geri gelip Muslera’dan top alması hiç değildir…

Yardımlaşma ; mevkiler arasındaki uyumla olur, birbirinin futbol dilinden anlaması ile olur…
Hani Ömer Üründülün tabiriyle “bloklar arası kopuk” oynuyoruz…Bireysel beceriye dayalı futbol oynuyoruz…

Amrabat eğer kanattan topu kaptırmadan aşırı çalıma kaçmadan topu taşırsa ve eh birde iyi orta yaparsa forvette doğru yerde top beklerse ve doğru vuruşu yaparsa gol bulabiliyoruz…
Halbuki doğru yapamayacağına inanan veya hisseden bir oyuncu doğru hamleyi yapmasıyla takım olunur…
Bu doğru hamle ama driplinge çıkarak olur , ama uygun oyuncuya aktararak topu…
İşte doğru hamleyi birbirini ama herşeyden önemlisi futbolcunun kendini tanımasıyla olur…

Bizim oyuncularımız kendisini tanımıyor ki birbirini tanısın…
Kim hangi seviyede , neler yapabilir bilmiyor ki…
Sadece ruhsuz bir birliktelik var ; O öyle olursa bu böyle olur ha olmazsa … Artık şansımıza…
Futbolda şans diye bir şey yoktur… Futbolcu kendi şansını kendi yaratır…
Bir oyuncunun şutu direkten dönerse şans deriz… Halbuki; onu direkten dönmeyecek biçimde vuracak olan yine futbolcunun kendisidir…
Rakibin kafasından,bacağından sekip istenmeyen yere giderse de şans deriz …Halbuki; onuda uygun şekilde verecek olan yine futbolcunun kendisidir…
Şans olsa olsa; topa vurduğunuz anda doksana giderken topa bir kuşun çarpması olur ancak…42 yaşıma kadar da daha görmedim öyle birşeyi…
Hatta o kadar abartıyoruzki kalecinin üstüne gidince bile şansa bak diyoruz…
Şans bunun neresinde; sen kalecinin üstüne vurursan topu …

Bu ruhsuz ve tesadüflere dayalı oyundan kurtulmak ; oyuncularımız önce kendini sonra birbirini tanıyarak , ardından buna uygun bir oyun planı oluşturarak,kısacası takım olarak gerçekleşir…

Şansa dayalı bir oyunla değil…

Hep birkaç oyuncunun kişisel becerisine bakar olduk… Onlar kötüyse maçın sonucuda başarısız oluyor…

Ruh dedim ama anlatmak istediğim sahadaki Galatasaray takımına yakışan futbol ruhudur…

Hedef doğrultusunda kendini hazırlamak ve o hedefe de uygun hareketti anlatmak istediğim…